Bölüm 10: Mağaranın Eşiğinde

Kristal Patika
Bilge-Kabuk Kaplumbağa, ağır ama kararlı adımlarla önden ilerliyordu. Kristal ormanda açtığı yol, sanki
onu tanıyormuş gibi kendiliğinden aydınlanıyordu. Pofuduk Ayı, bu yaşlı koruyucunun her adımında yıl
larca birikmiş bilgeliği görüyordu. “Burada ne kadar süredir yaşıyorsun?” diye sordu Pofuduk Ayı, say
gıyla.
Kaplumbağa, yavaşça dönüp gülümsedi. “Zaman, burada dışarıdaki gibi akmıyor küçük ayı. Ben bu
kristallerin tohumlandığı günü hatırlıyorum.” Utangaç-Diken Kirpi, hayranlıkla sordu: “O kadar eski
mi?” Kaplumbağa başını salladı. “Evet. Ve sen, Işık Meyvelerinin ilk annesi ile aynı ışığı taşıyorsun.
Sülalen çok eski.”
Bu söz, Kirpi’yi derinden etkiledi. Anneannesinin hikayeleri, annesinin ninnileri… hepsi gerçekti. Kirpi,
sırtındaki meyvelere farklı bir gözle baktı. Bunlar sadece meyveler değildi; ailesinin mirasıydı.
Mağara Girişi
Patika, dev bir kayanın önünde son buldu. Kayanın yüzeyi tamamen pürüzsüz ve kristal damarlıydı. Or
tasında, mühürdeki sembolün dev bir versiyonu oyulmuştu. “Burası,” dedi Bilge-Kabuk Kaplumbağa,
“Kristal Mağaralar’ın girişi. Mührü yerine koy ve kapı açılacak.”
Pofuduk Ayı, mührü sembolün ortasındaki oyuğa yerleştirdi. Bir an hiçbir şey olmadı. Sonra, kayanın
derinliklerinden bir titreşim yükseldi. Kristal damarlar parlamaya başladı ve kaya, yavaşça ikiye ayrıldı.
Önlerinde, aşağıya inen merdivenler ve içeriden yükselen yumuşak bir ışık belirdi.
“Ben burada duracağım,” dedi Kaplumbağa. “İçeride, ormanın hafızası sizi bekliyor. Korkuya kapıl
mayın; gördükleriniz geçmişin yansımaları. Size zarar veremezler ama öğretebilirler.” Pofuduk Ayı, der
in bir nefes aldı. “Teşekkür ederiz, Bilge-Kabuk,” dedi. “Döndüğümüzde, öğrendiklerimizi pay
laşacağız.”
İlk Adım İçeri
Kristal merdivenlere adım attıklarında, hava değişti. Dışarıdaki serinliğin yerini ılık, neredeyse anne ku
cağı gibi bir sıcaklık aldı. Duvarlar, fosforlu maviyle parlıyordu ve her yüzeyde küçük kristal parçaları
yıldızlar gibi ışıldıyordu. Gezgin-Gaga Turna, bu manzara karşısında nefesini tuttu.
Merdivenler, geniş bir salona açılıyordu. Salonun ortasında, tavana kadar uzanan dev bir kristal sütun
vardı. Sütunun içinde, sanki zamanın kendisi donmuş gibi, görüntüler hareket ediyordu. Pofuduk Ayı,
bu görüntülerin ormanın geçmişini gösterdiğini anladı. Ağaçların büyüdüğü, derelerin aktığı,
hayvanların doğduğu anlar…
“Bu harika,” diye fısıldadı Utangaç-Diken Kirpi. Elini kristale uzattı ama dokunmadı; sadece ışığını his
setti. Meyveleri, kristallerin ışığıyla uyum içinde titreşiyordu. “Burada,” dedi Kirpi, sesi titreyerek,
“ailem hissediyorum. Tüm nesiller…”

Hafızanın Kapısı
Salonun sonunda başka bir kapı vardı. Bu kapının üzerinde, Şarkı Ağacı’ndaki semboller işlenmişti. Po
fuduk Ayı, cebindeki parşömeni çıkardı; sembollerin aynısı orada da vardı. “Parşömen,” dedi Pofuduk
Ayı, “bu kapının anahtarı olabilir.”
Gezgin-Gaga Turna, parşömendeki notaları inceledi. “Bunlar bir şarkı,” dedi. “Belki de şarkıyı söyle
memiz gerekiyor.” Utangaç-Diken Kirpi, notaları hatırladı; anneannesiyle söylediği ninni. Derin bir
nefes aldı ve o ninninin ilk notalarını söylemeye başladı. Sesi, kristal duvarlarda yankılandı ve salon,
melodiyle doldu.
Kapı, yavaşça parlamaya başladı. Pofuduk Ayı ve Turna da melodiye katıldılar; sözleri bilmeseler de,
Kirpi’nin melodisini takip ettiler. Üç ses birleştiğinde, kapı açıldı. Önlerinde, ormanın tüm sırlarını
barındıran Hafıza Odası uzanıyordu. Büyük keşif, şimdi başlıyordu.
Yıldızlar parladı. Orman nefes aldı. Pofuduk Ayı gülümsedi.

Çocuklarımızın İlgisini Çekebilir  Ormanın Işığında Bir Dilek

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Başa dön tuşu